Bilgeliğin Sınırları ve İnsan Acziyeti
Süleyman’ın Özdeyişleri 30. bölüm, Agur’un sözleriyle başlar ve insan bilgisinin sınırlı oluşunu açıkça ortaya koyar. Agur, kendi anlayışının eksikliğini kabul ederek gerçek bilgeliğin Tanrı’dan geldiğini vurgular. İnsan aklının her şeyi kavrayamayacağı, bu nedenle alçakgönüllülüğün bilgelik yolunda temel bir erdem olduğu ifade edilir.
Bölümde, Tanrı sözünün saflığı ve güvenilirliği öne çıkarılır. İlahi öğretilere ekleme ya da çıkarma yapılmaması gerektiği belirtilir; çünkü bu sözler insanı koruyan bir kalkan gibidir. Agur’un duasında ise ne yoksulluğun ne de aşırı zenginliğin insanı doğru yoldan saptırmaması dile getirilir. Ölçülü bir yaşamın ruhsal denge için önemi vurgulanır.
Özdeyişler 30, günlük hayattan alınan örneklerle kibir, açgözlülük ve nankörlük gibi tutumları eleştirir. Doğadaki küçük ama bilge yaratıklar üzerinden, güçten çok aklın ve düzenin değerli olduğu anlatılır. Bu bölüm, insanı haddini bilmeye, Tanrı’ya güvenmeye ve dengeli bir yaşam sürmeye çağıran derin bir bilgelik metni olarak öne çıkar.
SÜLEYMAN'IN ÖZDEYİŞLERİ 30
Agur'un Özdeyişleri
1 Massalı Yake oğlu Agur'un sözleri:
Bu adam şöyle diyor:
“Yoruldum, ey Tanrım, yoruldum ve tükendim .
2 Gerçekten ben insanların en cahiliyim,
Bende insan aklı yok.
3 Bilgeliği öğrenmedim,
Kutsal Olan'a ilişkin bilgiden de yoksunum.
4 Kim göklere çıkıp indi?
Kim yeli avuçlarında topladı?
Suları giysisiyle sarıp sarmalayan kim?
Kim belirledi dünyanın sınırlarını?
Adı nedir, oğlunun adı nedir, biliyorsan söyle!
5 Tanrı'nın her sözü güvenilirdir,
O kendisine sığınan herkese kalkandır.
6 O'nun sözüne bir şey katma,
Yoksa seni azarlar, yalancı çıkarsın.
7 Ey Tanrı, iki şey diledim senden:
Ben ölmeden bunları esirgeme benden.
8 Sahtekârlığı, yalanı benden uzak tut,
Bana ne yoksulluk ne de zenginlik ver;
Payıma düşen ekmeği ver, yeter.
9 Yoksa bolluktan, ‘Kimmiş RAB?’ diye seni yadsır,
Ya da yoksulluktan çalar
Ve Tanrım'ın adını lekelemiş olurum.
10 “Köleyi efendisine çekiştirme,
Yoksa sana lanet eder, sen de suçlu çıkarsın.
11 Öyleleri var ki, babalarına lanet eder,
Annelerine değer vermezler.
12 Öyleleri var ki, kendilerini tertemiz sanırlar,
Oysa kötülüklerinden arınmış değiller.
13 Öyleleri var ki, kendilerinden üstün kimse yok sanır,
Herkese tepeden bakarlar.
14 Öyleleri var ki, dişleri kılıç, çeneleri bıçaktır,
Mazlumlarla yoksulları yutup yeryüzünden yok ederler.
15 Sülüğün iki kızı vardır, adları ‘Ver, ver’dir.
Hiç doymayan üç şey,
‘Yeter’ demeyen dört şey vardır:
16 Ölüler diyarı, kısır rahim,
Suya doymayan toprak ve ‘Yeter’ demeyen ateş.
17 Babasıyla alay edenin, annesinin sözünü hor görenin
Gözünü vadideki kargalar oyacak;
O akbabalara yem olacak.
18 Aklımın ermediği üç şey,
Anlamadığım dört şey var:
19 Kartalın gökyüzünde,
Yılanın kayada,
Geminin denizde izlediği yol
Ve erkeğin genç kızla tuttuğu yol.
20 Zina eden kadının yolu da şöyledir:
Yer, ağzını siler,
Sonra da, ‘Suç işlemedim’ der.
21 Yeryüzü üç şeyin altında sarsılır;
Katlanamadığı dört şey vardır:
22 Kölenin kral olması,
Budalanın doyması,
23 Nefret edilen kadının evlenmesi
Ve hizmetçinin hanımının yerine geçmesi.
24 “Dünyada dört küçük yaratık var ki,
Çok bilgece davranırlar:
25 Karıncalar güçlü olmayan bir topluluktur,
Ama yiyeceklerini yazdan biriktirirler.
26 Kaya tavşanları da güçsüz bir topluluktur,
Ama yuvalarını kaya kovuklarında yaparlar.
27 Çekirgelerin kralı yoktur,
Ama bölük bölük ilerlerler.
28 Kertenkele elle bile yakalanır,
Ama kral saraylarında bulunur.
29 “Yürüyüşü gösterişli üç yaratık,
Davranışı gösterişli dört yaratık var:
30 Hayvanların en güçlüsü olan
Ve hiçbir şeyin önünde pes etmeyen aslan,
31 Tazı , teke
Ve ordusunun başındaki kral.
32 “Eğer budala gibi kendini yücelttinse
Ya da kötülük tasarladınsa,
Dur ve düşün !
33 Çünkü nasıl sütü dövünce tereyağı,
Burnu sıkınca kan çıkarsa,
Öfkeyi kurcalayınca da kavga çıkar.”