Gulum.net



şarkı sözleri | biyografi | rüya | türkü | türkiye | sohbet | müzik | şiir şair | hikaye | fıkra | oyun | hazır mesaj | gül resimleri


şair erol elmas biyografisi erol elmas hakkında biyografi erol elmas
Sohbet Odaları
Popüler Biyografiler
e kart
sohbet
güzel sözler
gazeteler



a  b  c  ç  d  e  f  g  h  ı  i  j  k  l  m  n  o  ö  p  r  s  ş  t  u  ü  v  y  z 
erol elmas

1969 yılında Gümüşhane Kelkit^te doğdu.Gazi Üniversitesi İİBF^den mezun oldu.Bir kamu kuruluşunda görev yapmaktadır.Tbmm ve Başbakanlıkta görev yaptı.

Yerli düşünce eksenli Bu Ülkenin Çocukları dergisini çıkardı.
Bir çok dergide şiirleri yayınlandı ve çeşitli yarışmalarda dereceler elde etti.Bazı şiirleri çeşitli bestekarlar tarafından bestelendi.

Ülke ve Yarın dergilerinde siyasi yazılar,Ustura ve Amele dergilerinde ‘Meclis Çaycısı Tek Şeker Dursun’ anlatıyor isimli mizahi öyküler yazdı.

Türkiye’nin değerlerine sahip çıkan,Türkiye’nin potansiyellerini harekete geçirilmesi konusunda fikirler üreten yazılarının yanı sıra Türkiye’ye içeriden bakabilen yerli bir bakışı yazılarında her zaman görmek mümkün.

ESERLERİ

1-Fıkra Değil Gerçek
(Mizah)
İstanbul 2004
ISBN 975-281-012-8
Parantez Yayınları

Helikopter yumurtası olur mu? İneğe yeşil kart verilir mi? Yangın merdiveni neden yapılır? İnsan kendi kendini zehirler mi?
Tabancayla kaşınırsan ne olur? Türkiye garip ama gerçek olayların sürekli yaşandığı bir ülke. Buradaki olaylar gerçek olmasına gerçek de gariplik kişiden kişiye değişebilir. Fıkra gibi olaylar, günlük sıradan bir haberdir. Hergün karşılaşma ihtimali olan bir olaydır. Bir kısmına bizde şahit olmuş hatta başımızdan geçmiştir. Çünkü biz de bu ülkede yaşıyoruz, buraya aitiz.


2-Fıkra Değil Gerçek 2
(Mizah)
İstanbul 2005
ISBN 975-281-042-X
Parantez Yayınları

Makinistsiz tren kaç kilometre gider?
Kadınlık hormonundan doping olur mu?
Yunan arıları Türk balını nasıl çalar?
Şaşkın hırsız nereye sığınır?
Hasta danayı hastaneye nasıl götürürsünüz?
Otobüs durağı neden çalınır?
Burnunu karıştırmanın cezası nedir?
Vakitsiz öten horozu ne yaparlar?
Dünya^nın en pahalı arazisi nerededir?

Hepsi birer kara mizah örneği olan olaylar…

“Burası Türkiye” dedirten yaşadığımız ülkenin
gerçekleri…

Bir fıkra, bir mizah eseri derinliğinde haberler…

, hayata gülerek bakalım diye birbirinden garip, ilginç olayları
bir araya topladı.

3-Ateşe Düşen Gül
Şiirler

Ankara 1999
ISBN 975-96921-0-4

Hakkında Yazılanlar:

Hayatımız komedi
Star 19.02.2006

’ın parantez yayınlarından çıkan ‘Fıkra değil Gerçek ‘ isimli kitabında, Türkiye’de yaşanmış ve gazetelere yansımış birbirinden ilginç gerçek olaylar anlatılıyor

Dikkat! Aşağıdaki olaylar gerçektir

Gözü kanlanınca hastaneye giden Ahmet Dede’ye gebelik testi yapılması, annesinin kılığına giren adamın iki yıl maaş çekmesi, babasının BMC kamyonlarına hayranlığı sebebiyle kızının adını Bemece koyması, ata aşırı hız cezası kesilmesi size fıkra gibi mi geldi? Bu kadarı ancak Türkiye’de olur dedirtecek bu olaylar fıkra değil gerçek.

’ın parantez yayınlarından çıkan ‘Fıkra değil Gerçek ‘ isimli derleme kitabında yurdumuzda olmuş ve gazetelere yansımış birbirinden ilginç bu olaylar anlatılıyor.

Adını ‘BMC’ koydu

Şanlıurfa’nın Ceylanpınar İlçesi’nde kamyon sürücüsü Mehmet Yıldız, 28 yıl önce hayalini kurup alamadığı kamyonun markasını kızına ad olarak verdi.

10 yıl önce vefat eden Yıldız’ın 1976 doğumlu kızı Bemece Ay, ‘Herhalde dünyada kamyon adı taşıyan tek kadın benim.Adımı değiştirmek için müracaatımı yapacağım’ dedi. (Hürriyet Gazetesi 16.11.2004)

Veresiye WC

Kelkit ilçe merkezinde Belediye İşhanı’nın tuvalet işletmeciliğini yapan Sadullah Kurban tuvaleti kendi imkanlarıyla ayakta tutuyor. Kurban, ‘Belediye Başkan’ı bana yardım etsin.Hiç değilse temizlik malzemelerinin alımını karşılasın.Son günlerde herkes deftere yazdırmaya başladı.Altından kalkamıyorum’ dedi.(Gündem Gazetesi 16.05.2005)

Hatalı önlem

Erzurum’un Boşçakmak köylüleri, dört katlı apartman büyüklüğündeki kayayı, köylerine düşmesin diye halatla bağladı. (Aksiyon Dergisi Sayı 476)

Noter kapalı

Bir Kurban Bayramı’nda paşalarımızdan biri, yakın akrabalarından birine ‘Bizim kurbanların kesilmesi için de vekalet verin’der. Büyük bir saygıyla ‘baş üstüne’ deyip oradan ayrılan yakın akraba, birkaç saat gözden kaybolur. Döndüğünde ‘Efendim vekalet verecektik; ancak noterler kapalı’demiş. (Zaman Gazetesi 08.03.2005)

Tanker yanar mı

Bursa’da C.Kahraman, park halindeki tankerde mazot olup olmadığını, çakmakla kontrol etmek istedi. Alevler içinde kalan Kahraman ile E.A. (15), yaralandı. (Takvim Gazetesi 04.07.2004)

Keçi Muharrem

Soyadının açıklanmasını istemeyen 28 yaşındaki güvenlik görevlisi Muharrem K., reklam filmindeki ‘Keçi Muharrem’ nedeniyle bir GSM firmasına tazminat davası açtı. Reklamdaki ‘Muharrem’ adlı keçi nedeniyle alay konusu olduğunu, kendisiyle ‘Keçi Muharrem’ diye dalga geçildiğini öne süren güvenlik görevlisi, Medeni Kanun’un 24 ve 25’inci maddelerine göre kişilik haklarına saldırı yapıldığı gerekçesiyle 5 milyar lira tazminat ve reklamın yayından kaldırılmasını istedi.

(Radikal Gazetesi 08.03.2005)

ilginç muhabbet

Genç adam, İstanbul’dan Ankara’ya otobüs ile giderken, Bolu dağında verilen molada hemen tuvalete koştu. Boş bir kabin bulup kendini oraya attı. Tam oturmuştu ki yan kabinden bir ses duydu: ‘Merhaba’ dedi yandaki. Bizimki şaşkın şaşkın ‘Merhaba’ diye cevap verdi. Komşusu devam etti: ‘Nasılsın?’ Adamın ilk defa başına böyle bir şey geliyordu... Aynı şaşkınlıkla cevapladı: ‘Sağol, iyiyim... Sen nasılsın?’ dedi.Karşı taraf; ‘Ne yapıyorsun?’. Bizimki bir an tereddüt geçirdi. Adam onun tuvalette olduğunu bildiği halde ne yaptığıyla neden ilgileniyordu ki? Konuyu değiştirmek ihtiyacıyla ‘Ben...’ dedi, ‘İstanbul’dan gelip, Ankara’ya gidiyorum. Sen nereye gidiyorsun?’. Komşunun bir sonraki cümlesi bu muhabbeti sona erdirdi: ‘Hayatım, telefonu kapatıyorum. Yandaki tuvalette bir geri zekalı var. Sana sorduğum sorulara cevap verip duruyor. Ben seni daha sonra ararım.’ (Sabah Gazetesi 27.11.2004)

Ata hız cezası

Olay, Erzurum’da oluyor. Alper Ayber isimli genç, öğle saatlerinde, hurda yüklü at arabası ile giderken, Palandöken semti Mevlana Caddesi üzerinde, trafik ekiplerinin uyarısı üzerine, at arabasını durduruyor.

Trafik polisi, atının ‘hız sınırını aştığı’ gerekçesiyle, 45.80 YTL ceza kesiyor. Şaşkına dönen sürücü ‘Bu nasıl ceza, hurda yüklü at arabası ile hız sınırını nasıl aşabilirim?’ diye itiraz edecek gibi oluyor ama bakıyor ki boşuna!.. Çaresiz, cezayı ödüyor. (Hürriyet Gazetesi 26.06.2005)

SSK’da mucizeler

Hayatta olan bir SSK’lıya 5 kez otopsi yapılmış. (Yapan hastaneyi ve 5 otopsiye rağmen hala hayatta olan vatandaşı kutlamak gerek!)

Bir hasta günde 4. 303 defa muayene olmuş ve karşılığında 7, 5 milyar TL ‘ödenmiş’. (Böyle bir muayeneyi gerçekleştirme başarısını gösteren kurum, İstanbul’umuzun ‘güzide’ bir üniversite hastanesi!)

Bir hastanın tam 134 kez tomografisi çekilmiş. Ve 5 milyar 528 milyon TL fatura kesilmiş. (Hasta, değil bu kadar tomografiye, vesikalık fotoğraf çekmeye bile dayanamaz. )

56 defa lavman (bağırsakların boşaltılması), 1. 204 defa iğne yaptıran, 197 defa sonda taktıran hastalar var. (‘Ne hastaymış be!’ dedirtecek cinsten. Bir iğneye bile dayanamayanlara duyurulur!)

Bir hastaya sadece bir reçeteyle tam 48 milyarlık ilaç yazılmış. (Bu reçete tıp müzesine konulmalı. )

Bir kişiye tam 171 kan tahlili yapılmış. (Kansızlıktan düşüp bayılmadığı için hastayı tebrik etmek lazım! İlgili doktoru ayrıca... )

Bir başka hastanın tam 161 kalp filmi çekilmiş. (Bu kadar filmden sonra insan kalpten giderdi. )

Bayan hastaya prostat ameliyatı! Bunu yapan da bir üniversite hastanesi. (Helal olsun!)

Anne-baba yaşlı; çocuk annesini-babasını boşatıyor, kendisi de eşini boşayıp, ölmek üzere olan SSK’lı babasıyla evlendiriyor. Bir süre sonra yaşlı baba ölünce, sigortalının dul eşine de belki de 40-50 yıl hak etmediği bir maaş bağlanıyor.(Bu ne cesaret?!)

Yazarı kitabı anlatıyor

Ben iki yıl Ustura Dergisi’nde ‘Meclis Çaycısı Tek Şeker Dursun anlatıyor’ köşesini yazdım. Türkiye’de mizah yazarı olmak gerçekten çok zor. Niye? 70 milyon mizahçı var da ondan.

Adliye adalet dağıtırken, soğuk duvarların arasında insani sesler, sıcak yaklaşımlar da olur. Bu bazen bir hakim fırçası, bazen de bir sanık ifadesidir. Hukuk literatürüne halkımızın mizahi yaklaşımıdır. Mizah yapma niyeti ile değildir ama sonunda ortaya çıkan acı bir tebessüm, muzip bir yaklaşımdır.

Sağlık ciddiye alınması gereken bir meseledir. Hastaneler feryat figan,doktorlar neşterli dostlardır. Her canı yananın feryadı kendi sesince, çıkar. Kimi ağlatır bizi, kimi güldürür. Hiçbir söz, bir neşter kadar can yakamaz. Olsa olsa yumuşatır acıları ve hayatın gülen yüzüdür. Bu kitapta yer alanlar ise ince bir mizah, hayata, hastalıklara ve acılara nanik yapmaktır.

x

Şiir ve

Şiir, duyguların en çarpıcı şekilde; samimi, melodik ve orijinal dille ifadesidir.Güzel bir şiir, bir romanın özetidir...Geleneksel şiirimiz olan hece vezni, koşma tarzımızın yaşaması için böyle yetenekli gençlere ihtiyacımız bitmeyecektir.Şiir dünyamıza ilk kitabıyla adım atan şair ^ı kutluyor, gözlerinden öperken başarılarının devamını diliyorum.
Cemal Safi


4-Bu Ülkenin Çocukları (Deneme)
21.Yüzyıl Yayınları
Ankara 2004
ISBN 975-96921-1-2

Hakkında Yazılanlar:

, Bu Ülkenin Çocukları’ndan.
Mustafa Everdi

Anadolu’nun en ücra köşelerinden, yaylalarından, ovalarından, nehirlerinden sesler getiriyor. Yaylalar, suyun soğuk, ayranın lezzetli, gençlerin sağlıklı olduğu alanlar. Yaşadıkları kendi içlerinde derin ve dipsiz bir kuyuya düşmüş gibi sarsıntılar, çatışmalar umutlar ve aşklar barındırıyor. Gündeme gelmediği, sesleri duyulmadığı için yok sayılıyor. Habersiz kılındığımız bir coğrafya. Bu coğrafyanın ilk sakinleri. Mutluluğun son kahramanları.

Ne var ki sesi olmayanın kendisini de yok sayıyoruz.

bu coğrafyanın, bu coğrafyada sakin insanların sesine zemin olmuş; bu nedenle Bu Ülkenin Çocukları varlar ama sesleri kendilerine yetmiyor. En derin gönüllerde yoğunlaşan, boğulan ve dağılan bir ses onlarınki. Kitap, bu sesleri duyulur, feryat sahiplerini görünür kılıyor. Onlar bizden, biz onlardanız ve biz onlar içinden çıkanlarız.

Şehirleri onlar adına kuşatıyor, seslerini şehirlerin en merkezî yerinde duyulur kılmaya çalışıyoruz. Onlar halılarda, kilimlerde bu ülkenin türküsünü ilmik ilmik işlerken, genç kızların aşkını ipliklerin rengine boyarken, biz şehirlerde camilerin çinilerini çalıyor, geride derin, çirkin, hoyrat yara izleri bırakıyoruz.

Kim diyebilir ki Bu Ülkenin Çocukları’nın gönlünde bıraktığımız yaralar; çinisini kaybetmiş bir camii duvarından daha yaralı, daha hüzün verici değil. Hiçbir fotoğraf resmedemez ve hiçbir kamera çekemez diye yaşanmaz mı sanılır acılar?

Bu Ülkenin Çocukları kendi coğrafyalarında bir türkü olurken, estetik ve etik bir duruş sergilerken, sürüsünü yönlendiren bir çobanın kavalında bin yıllık bir nağme iken Büyükşehirlerde hoyrat, kaba ve saldırgan bir naraya dönüşüyor.

Ellerindeki bağlamaları, gitarla değiştiren, ama sesini, konumunu ve anlamını kaybedendir. Türküleri çelik testerelerle keser, yüreğini zımparalarken kendi olmaktan çıkan, hiçbir yere ait olamamışlığın sakilliği içinde kalakalmakta, köprü altlarında yatarken, yüksek binalarda evrak imzalamaktadır. Duruşu sarsılmış, sesi bozulmuş pahalı giysiler içinde köşe başlarında fedailik yapmaktadır.
Estetikten yoksun bir hoyratlığın mücessem abidesidir artık. Yabancılaşmanın yön levhası, kaybolmanın resmi, göçebeliğin postmodern heykelidir. Yaralı,ama sebebini bilmez, sarhoş ama içtiğini görmez, caddelerde ama nereye yürüdüğünü bilmez haldedir. Herkesin gözü önündedir. Kimse farkında değildir. Kendisi de farkında değildir, yayladan şehre inerken kaybolduğunu bilmeyendir.

Bu Ülkenin Çocukları ince hastalıklarımızın teşhisi, farkındalığı ve şehirlerin vicdanı gibidir. Her vicdan gibi kendisinden uzak ve gücünden habersizdir. Bu ülkenin toprakları işgal edilirken çoğalan bebek mezarları, artan sığınma evleridir. Bütün kalemler; bir sese dilini, bir yüze tebessümünü, bedenlere heybetini veremez bir kekemelik içindedir. Mektup yazmak nostaljidir. Konuşan, elektronik mail, digital mesaj, telefonlarda polifonik bir sestir.

, doğal bir sesi, mütebessim bir yüzü ve umutlu bir aşkı anlatıyor.

Bu Ülkenin Çocukları, kendilerini ve ülkelerini aşkın gözalıcı renklerine boyadığı, albenili afişlere sığdırdığı, televizyon karelerine eklediği zaman herkes sılasına kavuşacaktır. İçimizdeki sıladan uzak, gönlümüzün konaklarından habersiz, postmodern garipleriz. İçimizde düşmanlıklar; şehirlerin yeni sakinleridirler. Hem yerli hem yabancı hem gariptirler. Gurbet öz diyarımız, sılalar gurbet olmuştur. Bu hercümerci yaşayanlar, büyük depremlerin fay hattında çürük binalardır. Yıkılması an meselesi, ayakta kalması mucizedir. Bir mucize içinden geçmeden hiç kimse bir hikmete, irfana ulaşamayacak kadar bihaberdir.

Yaralı olan sadece, bilinçlerimiz değil, gönlümüz, sevdamız, medeniyetimizdir. Bu yaraya tuz basmak Bu Ülkenin Çocukları’nın son çaresi; gideceği guraba hastanesi ve sigortası yeşil karttır. Bu çembere sığmayanlar, ufuk çizgisine gözlerini dikmekte ve gelenin Nuh’un gemisi olması için sürekli duada, bitmeyen temenniler içindedir.

Bu Ülkenin Çocukları, bu temennilerden bir ses, kuyudan seslenen Yusuf’tur.

Meslek: şair

Gönderen: Editör


2044 kez okundu





.:: Gulum.NET ::. 2002 - 2019 © Kalp Sevmekten Yorulmaz

Mobil Oto Cam  |  muhabbet.org  |  Sohbet  |  Sohbet  |  sohbet  |  Sevgi Nehri  |  Bizim Mekan

schengen vizesi  |  sık kullanılanlara ekle  |  açılış sayfası yap  |  tavsiye et  |  gizlilik politikası  |  Turk Chat